Gebelik kaybı, 20. gebelik haftasından önce gebeliğin düşükle sonlanmasıdır. Ardışık 3 ve üzerinde gebelik kaybı olan hastalar, üreme dönemindeki kadınların %1’ini oluşturur ve tekrarlayan gebelik kayıpları olarak adlandırılırlar. Gebelik kayıplarının %50-75’inde genetik faktörler (embriyonun kromozomlarının sayı ya da yapıca anormal olması) sorumludur.
Yeni çalışmalar gereğince arka arkaya gerçekleşen 2 gebelik kaybının da, tanısal araştırmaya başlamak için yeterli olduğu düşüncesi kabul görmüştür.
Gebelik kayıplarının nedenlerini 3 ana başlık altında toparlayabiliriz. Bunlar;
Anatomik faktörler: Anne adayının rahminde bulunan doğuştan (uterus septum, unicornuate uterus, uterine didelphys, bicornuate uterus) ya da sonradan kazanılmış anomaliler (miyom, rahim içi yapışıklıklar, enfeksiyonlar)
Bağışıklık sistemi ile ilgili faktörler (sistemik lupus eritematozus, antifosfolipid sendromu) Doğuştan gelen trombofililer (pıhtılaşma bozuklukları), plasenta patolojileri ile direk ilişkili olabilirler.
Genetik anormallikler: Kayıpların önemli bir kısmında da (%50-75) genetik anormallikler sorumlu olabilir. Tekrarlayan düşük veya kayıp sonrasında genetik analiz yapmak çok önemlidir. Zira bazen buradan elde edilecek bilgiler eşliğinde sağlıklı gebeliği elde edecek metod ve teknikler belirlenebilir. Ancak düşük materyalinde canlı hücre olmaması nedeniyle %25-30 oranında sonuç alınamayabilir. Standart kromozom analiz yöntemleri dışında CGH-microarray yönteminin uygulanması ile standart yöntemler ile saptanamayan %15-20 civarında extra anormallik saptanabilir. Yapılan bu genetik analizlerin ışığında, preimplantasyon genetik tanı yöntemiyle sağlıklı genetik yapıya sahip olan embriyoların rahim içine yerleştirilmesi uygulanabilir.
Detaylı hikaye ve fizik muayeneyi takiben ayrıntılı testlere geçilir. Bireyselleştirilmiş hasta tetkik ve izlem protokollerinin içinde aşağıdaki testler yapılabilmektedir.
Dünyada “perinatal patoloji” olarak adlandırılan ve doğum öncesinde anne ve bebek sağlığını bozan pek çok hastalığı plasentadan doku örneklemesi ve patolojik çalışma yaparak araştırma ve sonraki sağlıklı gebelik ve çocuklara ışık tutarak inceleyen bir üst uzmanlık dalı gelişmiştir. Bu dalda son dönemlerde oldukça ümit vaad eden gelişmeler yaşanmaktadır. Bu incelemeler ile tekrarlayan gebelik kayıpları ve düşükler, anne karnında fetüs ölümü ve göbek kordonuna ait bazı problemler ile erken doğum ve anne karnındaki fetüsün gelişimine ait problemleri ve bunların altta yatan nedenlerini araştırmak ve ortaya çıkarmak mümkün olmaktadır. Biz de Perinatoloji (Anne ve Fetüs Sağlığı Merkezi) kliniğinde, özellikle tekrarlayan düşük, erken doğum ve su gelmesi ve anne karnında fetüsün ölümüyle sonuçlanan hasta grubunda, ABD ile beraber yürüttüğümüz proje dahilinde hastanın bir sonraki gebeliğine ışık tutabilecek araştırma ve incelemeler yapmaktayız. Bu yöntemle rahim içi enfeksiyonlar, bağışıklık sistemine ait problemler, bazı pıhtılaşma bozuklukları ve rahim yatağı ve plasentada oluşan damarsal anormallikler ve kanlanma problemlerini tespit edebilmekteyiz. Saptadığımız anormalliklerin bir kısmında hastaları gebe kalmadan önce takibe alıp pek çok değişik ilaçları tedavide gebelik öncesinde kullanırken, bazılarını da gebe kalır kalmaz kullanmaya başlıyoruz. Yine aynı incelemelerde saptanan değişiklikler sonucunda hastayı bir sonraki gebeliğinde takip etme şeklimiz değişmekte ve normal bir gebe takibinden tamamen farklılaşabilmektedir. Bu yüzden özellikle yukarıda bahsettiğimiz hasta grubunda normalde doğum sonrasında artık materyal olarak kabul edilen ve imha edilen plasenta ve zarların patolojik incelemelere olanak verecek şekilde saklanması önem arz etmektedir. Böylece gebeliklerinde problem yaşamış olan pek çok hasta ileride sağlıklı bir gebelik sonrasında sağlıklı bebeklere kavuşma fırsatına kavuşmuş olacaktır.